Bozkırın ortasında öyle bir yer var ki insan içeri adım attığı an günlük telaşın gürültüsü birden kesiliyor, yerini ince bir bağlama teline ve toprağın kokusuna bırakıyor. Kırşehir’de kapılarını açan Neşet Ertaş Türkü Bahçası, bir peyzaj alanından çok daha fazlasını fısıldıyor; burası ustanın gönül dünyasına yapılmış sıcacık bir yolculuk.

Kapıdan girer girmez sizi usta ozanın “Can yakıp kalp kırma ey insanoğlu” sözü karşılıyor. Taşların arasına, kemerlerin üstüne işlenmiş dizeler sadece okunmuyor; adeta derin bir iç çektiriyor. Yaklaşık 10 dönümlük alanda binbir çeşit çiçek ve fidan boy verirken, yürüyüş yolundaki her durak ziyaretçiye farklı bir duygu yaşatıyor. Bir durağa yaklaştığınızda hoparlörlerden yükselen “Yalan Dünya” türküsü, az ötede yerini “Gönül Dağı”nın o tanıdık ve içli nağmesine bırakıyor.

Bahçenin en can alıcı noktası ise Neşet Ertaş’ın çocukluğunun geçtiği o mütevazı kerpiç evin birebir kopyası. Pencerelerine baktığınızda sanki içeriden her an ustanın parmaklarından dökülen o tanıdık ezgiler yükselecekmiş gibi bir his kaplıyor insanı.

Viyana’nın Mozart bahçelerinden ilham alınarak Anadolu’nun kalbine kondurulan bu özel mekân, sadece Kırşehirlilerin değil, yolu bozkırdan geçen herkesin soluklanacağı, türkülerle ruhunu tazeleyeceği bir vefa durağı olmuş. Ustanın dediği gibi: “Nerede bir türkü söyleyen görürsen korkma, yanına otur.” Bu bahçe, tam da o çağrının ete kemiğe bürünmüş hali.
